Atatürkçülük ve milliyetçilik

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni milliyetçilik temeli üzerine kurmuştur. Kurucusu olduğu ve başında bulunduğu Halk Partisi’nin altı okundan biri olan milliyetçilik temel ilkedir. Diğer ilkeler bu temel ilke için vardır.

Halkçılık, halkın seviyesini yükseltmektir. Halk, milletin nispeten geri ve yoksul kalmış kesimidir. Onların seviyesini yükseltmek, refahını sağlamak elbette milliyetçiliğin gereğidir.

Cumhuriyetçilik, hâkimiyetin millette olması demektir. Bunun da milliyetçiliğin esaslarından biri olduğu açıktır.

Laiklik, devlet işlerini dinî kurallara dayandırmamak demektir. Devlet işlerine ait düzenlemeleri dinî kurallara dayandırmak, ülkede çeşitli dinî grup ve görüşlerin varlığı dolayısıyla, ihtilaf ve tefrikaya yol açabilir, millî birliği bozabilirdi. Laiklik ilkesinin kabul edilmesinin bir sebebi de bu ihtilafı önlemekti. Millî birlik de elbette milliyetçiliğin esaslarından biridir.

Devletçilik, ihtiyaç olan durumlarda ekonomik yatırımların devlet tarafından yapılmasını öngörür. Bu da hem ülkenin kalkınmasını, hem de halkın refahını hedef alan bir ilkedir. Ülke kalkınması ve halkın refahı da elbette milliyetçiliğin esaslarındandır.

İnkılapçılık, Türkiye’nin çağdaşlaşmasını ve ilerlemesini hedef almıştır. Çağdaşlaşma ve ilerleme, milliyetçiliğin de hedeflerindendir.

Sonuç olarak altı okun diğer beş ilkesi de milliyetçilik içindir. Atatürk, bir Türk milliyetçisi olduğu için Cumhuriyet’in kurucu ve yürütücü partisi olan Halk Partisi’ni bu temeller üzerine oturtmuştur. Esasen Atatürk ve arkadaşları, İkinci Meşrutiyet yıllarında bütün aydınları saran Türkçülük akımı içinde yetişmişlerdir. Birçoğu Türk Ocağı’nın üyesidir. Atatürk’ün, heyecanını Namık Kemal’den, fikirlerini Ziya Gökalp’tan aldığını hepimiz biliyoruz.

İstiklal Savaşı sırasında bütün Avrupa basını, millî mücadeleden hep “nasyonalist (milliyetçi) hareket” olarak bahsetmiştir. Bu demektir ki İstiklal Savaşı’nın önderleri milliyetçilerdi.

Konya Türk Ocağı’nda söylediği ve 26 Mart 1923 tarihli Hakimiyeti Milliye gazetesinde yer alan Atatürk’ün şu sözleri onun, milliyetçiliği bir fikir sistemi olarak benimsediğinin en açık delilidir:

“Milliyet mefkûre ve nazariyesini yani milliyetçiliği ortadan kaldıracak bir tatbikat bulunamamıştır. Çünkü tarih, vukuat (olaylar), hadisat (hadiseler) ve müşahedat (gözlemler) hep insanlar ve milletler arasında milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir.”   

Ünlü romancı Yakup Kadri, Atatürk’ün yakınında bulunanlardan biridir. Atatürk Kadro dergisini ona çıkarttığı gibi, Türk Dil Kurumu’nun dört kurucusundan biri olarak da onu seçmiştir. Bir sempozyumda okuduğu “Atatürk ve Atatürkçülük”başlıklı bildirisinde Yakup Kadri, Atatürk’ü şöyle değerlendiriyor:

“Atatürk’ün çeşitli yönlerinden birini diğerlerine bağlayarak bir sentezini yapmak istediğimiz vakit, bulabileceğimiz en hâkim vasfı Türkçülüğü ve milliyetçiliğidir. Millet, gene millet, daima millet, millî mücadele, millî kurtuluş savaşı, millî irade, millet egemenliği ve nihayet millî eğitim ve millî kültür davranışı. İşte Atatürk’ün dilinden hiç düşmeyen ve ölümünden beş yıl önce O’nu ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diye sesi kısılırcasına haykırtan slogan hep bu.”(Atatürk Devrimleri  I. Milletlerarası Simpozyumu Bildirileri, 1975, s. 100).

Cumhuriyet’in 94., Atatürk’ün ölümünün 79. yıl dönümlerini yaşadığımız bu günlerde onun ve kurduğu Cumhuriyet’in değerini daha iyi anlıyoruz. Onun bize nasıl bir emanet bıraktığını, yaşanan tecrübeler ışığında, daha bilinçle ve daha ihtirasla idrak ediyoruz. Onun ve bıraktığı emanetin yıkılamayacağına daha büyük bir kuvvetle inanıyoruz.

2018 Ekim’i ile Kasım’ında 95. ve 80. yıl dönümlerini idrak edeceğiz. Bu günleri, bütün bir millet olarak daha büyük bir coşku ile kutlayacağımızdan ve anacağımızdan eminim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*