TÜRKİYE’NİN ZOR GÜNLERİ

Türkiye zorlu günler yaşamaktadır. PKK’nın Suriye kolu, Suriye’nin kuzeyinde kantonlar kurmuş Türkiye’mizi güneyden kuşatmıştır.

İlk bağımsız kantonunu Ayn’el-Arap’ta kurmuş, zamanla Afrin, Kamışlı ve Menbiç’te ABD’nin hakimiyetine girmiştir. Fırat’ın doğusuna geçmek ve Akdeniz’e ulaşmak amacındadır.

Abdullah Öcalan Suriye’de bulunduğu sırada boş durmamış Suriye Kürtleri üzerinde de çalışmış, önemli bir kısmını PKK’ya kazandırmıştır. O dönemde Suriye Devleti güçlü olduğu için Suriye’de Devlete karşı eylemleri olmamıştır.

ABD’nin Suriye’yi karıştırmasından önce Türkiye Suriye ile dosttu. Hatta Başbakanımız ile Beşar Esad arasında da dostluk vardı. Başbakanımız, Beşşar Esad’a “kardeşim Esad” demekteydi.

Arap baharı hikâyedir. Suriye’yi, Mısır’ı ve diğer Arap ülkelerini karıştıran ABD’dir. Arap halklarının demokrasi isteği değildir.

Libya, Tunus, Mısır ve Suriye’yi karıştıran, Suriye hariç diğer ülkelerin hükümetlerini deviren de ABD’dir. ABD‘nin çeşitli amaçları vardır. Orta Doğu’da kendisine direnecek güçlü devlet istememektedir. Kendisi ulusal devlettir ama Orta Doğu’nun ulusal devletleri ABD menfaatleri için etnik ve mezhep temelinde bölünmeli, ufalmalıdır.

Saddam bu sebeple devrilmiştir. Kaddafi’nin yıkılış sebebi de aynıdır. Suriye de ayni sebeple bölünmek istenmektedir.

Orta Doğu’da devletler zayıf olursa ABD’nin ve diğer batılı ülkelerin şirketleri, bölgedeki zenginlikleri ülkelerine daha rahat taşıyacaklar, ABD Orta Doğu’dan Doğu Asya’ya uzanacak, petrole muhtaç Çin’in de önü kesilmiş olacaktır.

Atatürk batılı emperyalistleri iyi tanıyordu. Orta Doğu’nun stratejik önemi vardı. Orta Doğu ülkelerinin yeraltı zenginlikleri de önemliydi. Bu sebeplerle büyük devletler Orta Doğu ülkelerini rahat bırakmazlardı.

Atatürk Balkan Paktını gerçekleştirmiş Türkiye’nin batısının güvenliğini sağlamıştı. Türkiye’nin doğusu ve güneyinde de bir dostluk ve güvenlik çemberi oluşturulmalıydı.

İran, Irak ve Afganistan’la ilişkilerimiz iyi idi. 1934 yılında İtalya Habeşistan’ı işgal etmişti. İtalya’nın Habeşistan’ı işgali üzerine, Türkiye İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı yapılır.

ABD, İngiltere ve belki İsrail istihbarat örgütlerince Suriye karıştırılınca, Türkiye, Suriye dostluğunu sona erdirdi. Uzun süre ABD paralelinde politika izledi. Esad’ın iktidardan düşürülmesini amaç edindi. Hatta Şam’da, Emevi Camisi’nde namaz kılmaktan dahi bahsedildi. Oysa bu politika Türkiye’nin menfaatine uygun değildi.

Bu arada Işid ve El Nusra gibi İslam adına çarpıştıklarını iddia eden terör örgütleri de Suriye’nin bazı bölgelerini işgal ettiler. IŞİD işgal ettiği Rakka’yı başkenti ilan etti.

Abdullah Öcalan’ın Suriye’de örgütlediği Salih Müslim’in liderliğindeki ABD’ye fırsat doğmuştu. Esad kuvvetleri ülkesine saldıran ÖSO, IŞİD, El Nusra gibi terör örgütleriyle çarpışıyordu. ABD’ye kuvvet kaydıracak durumda değildi.

ABD fırsatı kaçırmadı. Önce Ayn El Arap’a el koydu. Burada müstakil bir kanton oluşturdu. Ayn El Arap’la kalmadı. Afrin ve Kamışlı’da hakimiyetini sağladı. Plan çok açıktı, kantonlar kuracak sonra bu kantonları birleştirecek, Türkiye’yi güneyinden kuşatacak, Abdullah Öcalan‘ın hayalini kurduğu dört parçalı Kürdistan’ın bir parçası böylece gerçekleşmiş olacaktı.

Türkiye ABD’nin bu hamlelerine başlangıçta sessiz kaldı. O tarihte açılım süreci sonlandırılmamıştı. Hatta zamanın Başbakanı Davutoğlu bir konuşmasında: “Benden selam olsun Kobani’ye” dedi ve Ayn El Arap’ta müstakil kantonlar kuran PKK ve ABD teröristlerini selamladı. ABD, PYD’nin kendi kara ordusu olduğunu ve PYD’nin terörist örgüt olmadığını duyurdu. PYD’yi en modern silahlarla donattı.

Rakka operasyonuna Türkiye’nin ısrarlı talebine rağmen katılmasını kabul etmedi. Rakka operasyonunu PYD ile yaptı.

ABD kâğıt üzerinde müttefikimizdir. İncirlik Üssü bizimdir. Müttefikimiz ABD’nin kullanımına verilmiştir. Diyarbakır’da da Amerikan üssü vardır. PYD, PKK’nın Suriye koludur. ABD, PKK ve PYD’nin amacının ne olduğunu çok iyi bilir. Buna rağmen ABD, PYD’ye binlerce tırla en modern silahları taşıdı ve teslim etti. Bu silahlar IŞİD’e kullanıldığından daha çok Türkiye’ye karşı kullanılmak için verilmiştir.

Bu bilinen bir gerçektir. Türkiye ABD ile ilişkilerini gözden geçirmeli yeni bir politika geliştirmelidir. ABD müttefikimiz değildir. ABD çıkarlarının müttefikidir.

İncirlik Üssü bizimdir. Tırlara yüklenen silahlar hangi yolla gelmektedir, tırlar nerede yüklenmektedir. Türkiye bu konuyu araştırsın ona göre bir tedbir alsın.

Konu çok uzundur Ancak  fazla uzatmak istemiyorum.

Lozan Andlaşması hükümlerince Süleyman Şah Türbesi ve bulunduğu alan bizim toprağımızdır. Orada karakolumuz ve askerimiz bulunmaktadır. IŞİD’in, Süleyman Şah Türbesi’ne zarar vereceği anlaşılınca Türkiye Süleyman Şah‘ın türbesini bir gecede yerinden aldı ve Türkiye sınırına taşıdı. Türbeyi IŞİD’den kaçırdı. Zamanın Başbakanı türbenin IŞİD’den kaçırılışını milletimize büyük bir başarı gibi anlattı. Türbenin bulunduğu toprak, bizim toprağımızdı, orada askerimiz vardı, bayrağımız dalgalanıyordu. Suriye, IŞİD’e karşı orayı korumaktan acizdi ancak Türkiye aciz değildi. Türkiye yapması gerekeni yapmadı. Biz toprağımızı korumalıydık. Suriye’ye asker soktuk, ancak toprağımızı korumak için sokmadık. Süleyman Şah Türbesi ve bulunduğu alanı korumak için Suriye’ye kuvvetli bir askeri birlikle girebilirdik. Suriye’ye kendi toprağımızı korumak için girdiğimizden, Birleşmiş Milletler Teşkilatı da sesini çıkarmazdı. Eğer Türkiye Süleyman Şah’ın sandukasını Türkiye sınırına taşımak yerine Süleyman Şah Türbesini ve türbenin bulunduğu alanı korumak için Suriye’ye askerimizi soksaydık, IŞİD’in Türkmenleri ezmesi ABD’nin ilerlemesi engellenirdi. Menbiç de bizim kontrolümüzde olurdu.

Benim düşüncem böyle.

Türkiye Esad düşmanlarına yardım etmek ABD’nin güdümünde politika yapmakla yanlış yapmıştır.

Süleyman Şah Türbesini Türkiye sınırına taşımakta yanlıştır. Başka yanlışlar da vardır. Türkiye art arda yapılan bu yanlışlar sebebiyle PKK tarafından kuşatılmıştır.

Şimdi ABD’yi suçluyoruz. ABD, PKK’ya yardıma yeni başlamadı. Senelerdir PKK’ya yardım ediyor. Amacı da bellidir.

Beni endişelendiren bir konu daha var,

Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım senelerdir mücadelesini veriyor. Lozan Andlaşması’nda Türkiye’ye bırakılan küçük adacıklar ve kayalıklar 2004 yılından beri Yunanistan’ın işgali altındadır. Türkiye Yunanistan’ın işgal etmesine sessiz kalmıştır. Türkiye Yunanistan’ın adaların işgaliyle ilgili açıklama da yapmamıştır. Acaba adalar Yunanistan’a mı bırakıldı? Adaların Yunanistan’a bırakıldığını aklım kabul etmiyor ama Aydın Muğla ve İzmir illerimiz hudutları içinde bulunan önemli 18 adayı Yunanistan’ın işgal ettiği, bu işgale Türkiye’nin sessiz kaldığı da gerçektir.

Asıl önemli olan Yunanistan’ın bu adaları silahlandırmasıdır. Ümit Yalım’ın tesbitine göre işgal ettiği adalara 5000 asker yerleştirmiş. Yunanistan bu küçük adalara çok önem veriyor. Savunma Bakanı, ordu komutanları hatta Cumhurbaşkanları bu adaları sık sık ziyaret ediyorlar, askerleriyle hatıra fotoğrafı çektiriyorlar.

Lozan Andlaşması hükümlerine göre Yunanistan Ege adalarını silahlandıramaz. Yunanistan, andlaşma hükümlerini yok sayıyor.

Abdullah Öcalan Suriye’de iken en çok Yunanistan’ın ilgisini çekmişti. Bir Yunan generali Abdullah Öcalan’ı Suriye’de ziyaret etmiş, Yunanistan’da PKK kampları kurulmuştur. Yunun subaylarının eğittikten sonra, eylem yapmaları için Türkiye’ye gönderdikleri PKK teröristleri eylem yapamadan silahları ile İzmir ve Ankara’da yakalanmışlardı. Bunları o tarihlerde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde çalışıyor olmam sebebiyle biliyorum.

Şimdi şunu düşünüyorum. Türkiye, ABD’nin silahlandırdığı PKK-PYD ile Suriye’de mücadele ederken Türkiye’ye saldırır mı?

Saldıramaz diye düşünüyorum. Ama neden bu kadar silahlanıyor? Saldırmayı da düşünebilirler diyorum Saldırmazlar da diyemiyorum.

Türkiye gerçekten sıkıntılı günler yaşıyor. Türkiye bu günleri de atlatır. Ancak bugünden sonra yanlış yapma lüksü yok. Yoksa bedeli ağır olur.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*