Yine Turan

Gelişmek ve büyümek tabiat kanunudur. Yeryüzündeki her canlı doğar, gelişir ve büyür. Büyüme durduğu an geriye dönüş başlar. Geriye dönüşün sonucu yok olmaktır.

Milletler ve onların teşkilatlanmış biçimi olan devletler de öyledir. Gelişme ve büyümeleri durduğu an geriye dönüş başlar.

Canlıların büyümeleri, başka canlılar tarafından engellenebilir. Fakat yaşama ve büyüme içgüdüleri yok edilemez. İnsanların da yaşama ve büyümeleri başka insanlar tarafından engellenebilir. Fakat yaşama ve büyüme arzuları ortadan kaldırılamaz. Canlıların büyüme içgüdüsü veya arzusunun ilk hedefi türdeşleriyle birleşmektir.

Elbette gelişme ve büyüme, içinde bulunulan şartlara göre olur. Canlılar gelişip büyüyebilmek için bulundukları coğrafyaya, iklime ve başka şartlara göre kendilerini ayarlarlar.

Milletler ve devletler de büyüme emellerini şartlara göre ayarlamak zorundadırlar. Şartlara uymadıkları takdirde istediklerinin tam tersi sonuçlarla karşılaşabilirler.

Turan, Türklerin büyüme ülküsüdür. Bu bir tabiat kanunudur. Bütün türler, nasıl türdeşleriyle bir olmak isterse Türkler de millettaşlarıyla bir olmak ister. Mehmet Emin Yurdakul, “Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur” derken “cins” kelimesini “soy” anlamında kullanır. Türklerin de kendi cinsinden olanlarla, bütün soydaşlarıyla birleşmek istemesi, son derece tabii (tabiatın gereği) bir istektir.

Turan, tabiatın kaçınılmaz gereği olan birleşme ve büyüme isteğinin bilinçli bir dilek, bir ülkü hâline gelmesidir. Tek tek her Türk’ün şuur altında olan birleşme, birleşerek büyüme dileği; siyasi, askerî, fikrî önderler tarafından şuur üstüne çıkarılır, somutlaştırılır ve zamanın şartlarına uygun programlara bağlanır. İşte bu, Turan’dır.

Bütün millet tutsak ise programın ilk hedefi, milletin mümkün olabilecek kadar büyük bir kısmını tutsaklıktan kurtarmak, bağımsızlığa kavuşturmaktır. İkinci hedef, geri kalan soydaşların bağımsızlığını sağlamaktır. Elbette bu hedefin de ara hedefleri vardır. İktisadi, siyasi ve askerî olarak güçlenmek.

Türkiye Cumhuriyeti 1922’den beri bağımsızdır. Hatay ve KKTC ile, soydaşlarını kurtarma hedefinin çok küçük bir noktasına ulaşmıştır. 1990’ların başından beri beş bağımsız Türk cumhuriyeti daha vardır. Şimdi hedef, bütün bağımsız Türk cumhuriyetlerinin birleşmesi ve bağımsız olmayan soydaşların kurtarılması olmalıdır.

Tabii ki bu bir programa bağlanmalıdır. İlk iş, bütün Türkleri bilinçlendirmektir. Yüzyıllar süren bağımlılık, yeni bağımsızlığına kavuşan Türklerde birçok hasara yol açmıştır. Egemen gücün telkin ve dayatmalarıyla kimliklerde bir hasar oluşmuştur. Önce bu hasarın giderilmesi için fikrî, ilmî, kültürel ve siyasi çalışmalar yapılmalıdır.

Türkiye’de de uzun süren gayrimillî eğitim ve kültür politikaları yüzünden ciddi kimlik hasarları oluşmuştur. Bunların tespiti, teşhisi ve tedavisi, Türklük bilinci olan aydınlara düşer. Aydınlar kırmadan, dökmeden, zedelemeden hasarları gidermeye çalışmalıdırlar.

Türkiye’de ve Türk dünyasındaki kimlik hasarlarının giderilmesi belki de işin en zor ve en çok zaman alacak kısmıdır. Ondan sonrası daha kolaydır. Bütün bağımsız Türkler kimliklerine sahip çıkmaya başladığı gün hedeflerin daha da kısalacağına şüphe yoktur.

Ülküler, zorluklar için vardır ve uzun vadelidir. Hemen sonuç alınabilecek hedeflere ülkü denmez. Ülkü, uzakta, hatta en uzaktadır. Ülkücü; bıkmadan, usanmadan, hayal kırıklığına uğramadan ona doğru koşandır. Türk’ün uzak ve kutsal ülküsünün adı da Turan’dır. 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*